
Gönül çalamazsan aşkın sazını
Ne perdeye dokun ne teli incit
Eğer çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne gülü incit
Bülbülü dinle ki gelesin coşa
Karganın namesi gider mi hoşa
Meyvesiz ağacı sallama boşa
Ne yaprağını dök ne dalı incit
Bekle dost kapısın sadık dost isen
Gönüller tamir et ehli dil isen
Sevda sahrasında Mecnûn değilsen
Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit
Rızaya razı ol hakka kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne yolu incit
Gel haktan ayrılma hakkı seversen
Nefsini ıslah et er oğlu ersen
Hüdai incinir inciden versen
Ne kimseden incin ne eli incit...»
Herhalde ilk insanın yaratılışından beri sorunudur aşk. Bir kadının ve bir erkeğin kalplerini birbirlerine emanet etmeleri. «Al, sana kalbimi veriyorum; ömür boyu sakla onu... Sana kalbimi EMANET EDİYORUM. Hiç incitme onu...» Ama aşk bu; incitir. Her şey gibi tükenir aşklar da ve tükendiği gibi iki aşığı da tüketir. Yıpratır, eskitir... Bazen, nefrete dönüşür. Oysa nefret de aşkın bir halidir.
Herkes, sevmek ve sevilmek ister. En doğal hakkıdır çünkü. Ama unutur bazen; aşkın bir hediye ve sadece iki kalpte büyüyebilen bir gül fidanı olduğunu... Bazen, yeşermez aşk, her iki gönülde de. Karşılık bulamaz, gönlünün teline... Ya reddedilmiş ve incitilmiştir... Ya da reddedilip de incitileceğinden korkmuş, ona hiç söyleyememiştir... İçini yer yer durur, gizli sevdalar... O da sevsin der, o da sevsin. Benim onu sevdiğim gibi o da sevsin. Ama unutur bazen, vefaların bir yalan olduğunu...
Oysa aşkın kendisi bir hediyedir. İster sevgiliyle, ister onsuz... İster acı çekerek, isterse sevgilinin kollarında... Ama hep bir hediyedir; sevilmeden ona aşık olabilmek bile... Çektiği özlemlerden, cefalardan o gül yüzlü sevgilinin hiç haberi olmasa bile... Sevilen öyle zalim, öyle zalim olsa bile
|
امتیاز مطلب : 0
|
تعداد امتیازدهندگان : 0
|
مجموع امتیاز : 0